Türkiye seçime giderken, en çok dikkat çekenler de parti içindeki çözülmeler malum, ama öyle bir isim var ki hiçbir şekilde verdiği beyanlar ile eskimiyor. Tabi ki bu isim Abdüllatif Şener, ama bu defa söyledikleri ayrıca gündem oldu.

AKP'nin kurucu isimlerinden olup daha sonra verdiği aranın ardından CHP'nin Konya Milletvekili olan ve söylediği her söz, kurduğu her cümle ile gündem yaratan Abdüllatif Şener, Yeniçağ'da yaptığı açıklamalar ile yeniden gündemin merkezine oturdu.

Gazetenin Arslan Tekin imzası ile yayınladığı yazı ve ilgili haberde, Abdüllatif Şener ile gerçekleşen soru-cevap bir hayli dikkat çekici oldu.

Şener'in "Erdoğan yönetiminden anladığım arzın merkezine kendisini koyuyor, kendi çıkarları ve beklentileri neyse bütün politikaları ona göre oluşturuyor." sözleri ile Türkiye gündeminde yankılandığı Arslan Tekin yazısı, sosyal meydaki etkileşimine bakılırsa seçim sürecine şimdiden damga vurmuş gibi...

AKP'nin kurucularından CHP'li Abdüllatif Şener, Erdoğan'ı eleştirdi

Tekin'in "Abdüllatif Şener'le ilk defa karşılaştım. Akademisyendi. 1991'den beri politikanın içinde. Millî Görüş çizgisinden gelir. Ak Parti'nin öncü kurucularındandır. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı idi. 2007'de yapılan seçimlerde milletvekilliğine aday olmadı. Türkiye Partisi'ni kurdu. 2018'de CHP'den milletvekili seçildi." sözleri ile giriş yaptığı yazısında Şener'in neden Ak Parti'den istifa ettiği oldukça sorgulandı.

"Karşılaşmışken, geçmişte birbirlerine sıkı sıkıya bağlı grubundan kopuşunu açıklığa kavuşturmasını istedim." diyen Tekin, "Tayyip Erdoğan'la aranız nasıl açıldı veya neyini beğenmediniz de ondan koptunuz?" diyerek Şener'e yönelttiği soru soonrasında aldığı cevap şöyle oluyor;

Abdüllatif Şener'den Erdoğan'a bomba sözler: Sen haramzadesin... - Son Dakika Haberler

"İnsanlar belli bir kavga ararlar, iki insanın arasının açılması için. İpin koptuğu bir anı yakalamak isterler. Çünkü sade ve basit, anlaşılır şeyler herkesi rahatlatıyor. Cevabı da böyle rahatlatıcı bulmak isterler. Ama işin doğrusu benim Tayyip Erdoğan'la ilişkim böyle yalın, anlaşılacak gibi değil.

Bu bir süreç. Uzun bir dönemin ürünü olarak beraber çalışmayacağıma kanaat getirdim...  

Yani bir kere en temel özelliği bana göre, kamu kaynakları üzerindeki sorumluluk duygusuyla onları yönetme hassasiyeti yoktur.

Siz devleti temsil ediyorsanız, iktidar sizde ise, ülkenin parasını, ekonomik kaynakları siz kullanıyorsanız o size emanet olarak teslim edilmiştir. İyi yöneteceksiniz, iyi idare edeceksiniz. Yolsuzluk yapmayacaksınız, zimmetinize geçirmeyeceksiniz. Ve ülkenin maksimum faydayı sağlaması için bu kaynaklar nasıl kullanması gerekiyorsa, bir iktidarın öyle kullanması lâzım.

Ama benim Erdoğan yönetiminden anladığım arzın merkezine kendisini koyuyor, kendi çıkarları ve beklentileri neyse bütün politikaları ona göre oluşturuyor.

Bana kalırsa dış politikası bireysel, iç politikası bireysel, ekonomi politikası bireysel, tutkuları zaafları, ihtirasları, beklentileri, hedefleri doğrultusunda ülke politikalarını düzenliyor."

VE ASIL "BOMBA" AÇIKLAMA GELDİ

Abdüllatif Şener: Erdoğan hükümetlerinin uyguladığı dış politika milli değildir, İslami değildir

Aldığı "neden" soruları karşısında Abdüllatif Şener sonunda şunları söyledi;

"Şimdi şöyle demek istiyorum. Yaygın bir yolsuzluk iddiasının olduğu bir iktidar yapısı içerisinde siz ne yaparsınız? Onun doğru bir yönetim tarzı olmadığına inanıyorsanız... İhtilafınız olur. Benim de ihtilafım Tayyip Erdoğan'la ilk günden başladı.

Önce milletvekili değildi, başbakan değildi, Siirt seçimleri iptal oldu, milletvekili seçildi, geldi, başbakan oldu... İlk haftalarda zaten aramız açıldı. Neden?

Özelleştirme bendeydi. Özelleştirme, ekonominin rasyonelleşmesi için yapılır. Ekonominin küresel rekabette mesafe almasını için sağlamaya yönelik olarak yapılır. Ve nasıl yapılacağı da her sektörün özel durumuna göre farklı farklı belirlenir.

Ama bu kestirmeden hangi kuruluşu kime verip, üzerinden nasıl rantlar devşirileceğini hesaplayarak özelleştirme konsepti belirliyor.

Daha önce defalarca söylediğim bir laf var. Üzerinden elde edeceği rant olmasın bir metre yol yapmazdı memlekete. Böyle bir yönetim anlayışı. Ama girmişsin işin içine. Kabinedesin. Kurduğun da bir parti.

Bazıları diyorlar ki, ne zaman gördün bunu? Daha ilk andan itibaren. Özelleştirmeden dolayı bazı şeyleri imzalamadım, iki ay küs kaldı bana. Başbakan oluşunun muhtemelen ya birinci haftası ya ikinci haftasıydı. İki ay hiç konuşmadı, iki ay sonra konuştu.

NEDEN AYRILMADI? NELER YAPTI? NE KAVGALAR VERDİ?

"Peki, sen ilk başta gördün de niye ayrılmadın?" Ben prensip olarak o zaman da söyledim. Bir kişi milletvekili olduğu zaman kendisiyle partisi ve o partinin seçmeni arasında bir zımmî mukavele var, demektir. Jean-Jacques Rousseau'nun "Toplum Sözleşmesi" var ya... Onun gibi bir zımni mukavele var, demektir.

Yeni Gündem "Kundakçı Erdoğan" Oldu! Nereyi Kundakladı? Alman Stern Dergisinde Neler Anlatıldı? Yeni Gündem "Kundakçı Erdoğan" Oldu! Nereyi Kundakladı? Alman Stern Dergisinde Neler Anlatıldı?

Seçim dönemi bitmeden zırt pırt parti değiştirmek, bırakıp gitmek bence etik değil. Yani sadece partisine, partisinin yönetimine karşı işlenmiş bir suç değil, topyekûn seçmenine karşı da kendisine oy verenlere karşı da yanlış tutumu ifade eden davranıştır. O bakımdan seçim dönemi sonuna kadar beklemek gerektiğine inandım. En azından ben böyle bakıyorum. Herkesin farklı bakış tarzı olabilir.

Öteden beri böyle. İsmini vermeyeyim, bir olay anlatayım. MHP'den bir milletvekili vardı. Onunla iyi ahbaptık. Hâlâ öyleyiz de. Beni başbakan yardımcısıyken ziyaret etmişti. Bir gün kuliste MHP milletvekillerine anlattı. Dedi ki: "Şener'i ziyaret etmiştim. Daha seçime iki buçuk sene vardı. Benimle konuşurken dedi ki: 'Ben seçimlerde aday değilim.' Ben de inanmamıştım. Havası, itibarı yerinde... Niye aday olmuyor acaba, demiştim. Baktım, seçim zamanı, aday değilim, diye ilân etti."

Önceden ben bu politikalarla ülkenin yönetilmesini doğru görmediğim için, hükûmetteyken seçim döneminde ayrılmaya zaten karar vermiştim. Şimdi Yasin (Topaloğlu), Ak Parti döneminde başbakan yardımcısıyken hükûmete yönelttiğim eleştirilerin gazetelere yansıyan kupürlerini çıkarıyorum, Hükûmetteyken neye nasıl itiraz etmişim ve ne kadar itiraz etmişim, onları kitap olarak yayınlayacak.

Ben muhalefet ettiğimi biliyorum da kupürler önüme gelince bu kadar çok muhalefet ettiğimi bilmiyordum. Amma da çok şeye muhalefet etmişim, dedim. Başbakan yardımcısısınız, Ekonomiden Sorumlu başbakan yardımcısısınız, TELEKOM özelleştirilirken, bu politikalarla Arjantin'e döneriz, diye eleştirmişim. Tayyip Erdoğan bana 'Bunu niye söyledin' demedi. Veya Galataport projesi aylarca gündemde kalmış. Tayyip Erdoğan baskı yapmış, ben reddetmişim. Bununla ilgili haberler...

Veya konuşma üslûbuyla ilgili. O demiş ki: "Öfke hitabet sanatıdır." Ben demişim ki: "Öfkeden sanat olmaz." Gazeteler, aynı gün aynı sayfaya ikimizin beyanını birlikte basmışlar. Dünya kadar örnek var. Buna rağmen yürümüşüz. Niye yürümüşüz? Ben zımni sözleşmeyi bozmanın doğru olmadığına inandığım için. Sonra da seçim ortamında "Aday olmayacağım." demişim.

Buna rağmen Tayyip Erdoğan, beni aday yapmak için iki saat uğraştı. Abdullah Gül adaylık paramı yatırdı.