Son günlerde daha da çok gündeme gelen ve ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1919'dan 1927'ye dek kendisinin ve silah arkadaşlarının faaliyetlerini özetlediği konuşmasının metni olan NUTUK'a damga vuran sözleri derledik.

Gazi Mustafa Kemal'in 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde, 1919'dan 1927'ye dek kendisinin ve silah arkadaşlarının faaliyetlerini özetlediği konuşmasının metni olan, Kültür Bakanlığı Yayınevi tarafından (belgeler bölümü dışında) yaklaşık 900 sayfalık bir kitap olarak yayımlanan, Türkiye'nin ilgili dönemle ilgili en temel resmî tarih kaynağı olma niteliğindeki NUTUK, Cumhuriyet Bayramı dolayısı ile yeniden gündemde.

Nutuk'un dağıtımına izin vermeyen İlçe Milli Eğitim Müdürü, görevden alındı

Nutuk yani bir diğer adı ile Söylev belgeleri sayesinde, Atatürk'ün tarihçi kimliğini de ortaya koymakta olup, Atatürk'ün yaşanılan olaylarla ilgili kayıtlı belgeleri toplayarak Nutuk'ta bu belgelere dayanarak icraatlarını özetlemesi ayrıca takdir gören ve Gençliğe Hitabe ile sona ermesi ile de ayrıca "yol haritası" olarak yorumlanmasının başlıca nedenidir.

Nutuk, içeriği ile Atatürk'ün geçmişi anlatıp aynı zamanda gelecekte olabilecek tehlikelerin önceden sezilebilmesi için alınacak derslerden bahsettiği görülürken, bazı sayfalarda açıkça belirttiği üzere "sonraki yıllarda durumun kolay ve açıkça değerlendirilmesi için bu kadar ayrıntıya yer verilmiştir" sözü ile çok daha fazla anlam ve önem kazanmaktadır.

ATATÜRK'ÜN 29 EKİM SÖZLERİ VE ATATÜRK FOTOĞRAFLARI!|| 29 EKİM GÖRSELLERİ, RESİMLERİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN CUMHURİYET SÖZLERİ İLE FOTOĞRAFLARI! 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI GÖRSELLERİ...

İşte bu kadar önemli de değerli bir belge ve birçok çevrelerce "erken uyarı sistemi" olarak tanımlanan Nutuk'un dillere düşen, altı çizilen ve defalarca alınıtılanan önemli cümleleri şunlar;

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'na özel Atatürk fotoğrafları ve Türk Bayrağı resimleri: Bilinmeyen Mustafa Kemal Atatürk fotoğrafları paylaşıldı! İşte 29 Ekim Atatürk fotoğrafları - Galeri - Yaşam

'' O halde , ya bağımsızlık ya ölüm !
İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır. ''

"İnsanlıkta din konusundaki uzmanlık ve derin bilgi, her türlü yanlış inançlardan arınarak gerçek bilim ve tekniğin ışıklarıyla tertemiz ve mükemmel oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine her yerde rastlanacaktır."

"Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir."

“Vatanını en çok seven , görevini en iyi yapandır…”

"Felaket başa gelmeden önce, onun önlenme sebepleri ve savunmasını düşünmek gerekir. Geldikten sonra üzülmenin faydası yoktur."

"Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir."

"İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir ilke yoktur. Türk ulusu, Türkiye'nin ge­lecekteki çocukları, bunu bir an akıllarından çıkarmamalıdırlar."

"Devletin içine düştüğü felaketi görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve gerçek çareyi görmemek için gözlerini yumarlar. Çünkü o ciddi ve gerçek çare, kendilerini daha çok dehşete düşürür."

"Ulus, tarihin ancak devletlerin yıkılma ve çökme gibi kargaşalarında kaydet­tiği çok önemli ve tehlikeli anları yaşıyordu. Böyle anlarda, şansını ve kaderini kendi eline almakta aymazlık gösteren ulusların gelecekleri karanlık ve felaket­lerle doludur."

Ankara GATA'da Neler Oldu? Cumhurbaşkanlığı’nın Gönderdiği Elektronik Malzemeler Kayıp İddiası... Ankara GATA'da Neler Oldu? Cumhurbaşkanlığı’nın Gönderdiği Elektronik Malzemeler Kayıp İddiası...

"Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık dünyası karşısında uşak olmak konumundan daha yüksek bir muameleye layık olamaz."

"Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar."

“Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.”

"Fakirliği fazilet bilmek felsefesi yüzünden bu millete, bu memlekete çok büyük kötülük edilmiştir."

"Adalet dilenmekle ve başkalarını kendine acındırmakla ulus işleri, devlet işleri görülemez; ulusun ve devletin onuru ve bağımsızlığı güven altına alınamaz."

"Ülkenin ve ulusun kurtuluşu ve mutluluğu, hak ve adalet, ülke içinde güven ve huzurun sağlanmasıyla mümkündür."

"Ülkenin durumu dakikadan dakikaya kötüleşiyor. Bunun için sözümüzü kısa kesip işleri çabuklaştırmak gerekiyor."

“hava değişimi al, Anadolu’da bir yerde otur, fakat bir işe karışma” diye başladı. Daha sonra, ikisi birlikte “mutlaka gelmelisin!” dediler. “Gelemem!” dedim.

"Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir."

kahrolsun işgal” dedikçe, memleketi daha çok işgale mi yol açılacaktı? İşgal ve saldırı karşısında, milletin sessizlik ve sükûnet içinde kalması, işgalden tepkilenmiş görünmemesi mi akla ve politikaya uygundu?
Böyle sakat ve hayvanca bir düşünce, çöküş ve yokoluş uçurumuna kadar tekmelenmiş bir devleti kurtarabilecek siyasete temel olabilir miydi?

"Bütün vatanın ve koskoca bir ulusun, ölüm kalımı söz konusu olurken, yurtseverim diyenlerin kendi sonlarını düşünmesine yer var mıdır?"

"Efendiler, her görüştüğümüz kişi veya kişiler, bizimle düşünce ve görüş bir­liği içinde ayrılmışlardı. Fakat İstanbul Meclisi'nde "Müdafaa-i Hukuk Cemiye­ti Grubu" diye bir grup kurulduğunu duymadık.

Niçin?! Evet, niçin? Buna bu­gün yanıt isterim!
Çünkü efendiler, bu grubu kurmayı vicdan borcu, ulus borcu bilmek duru­munda ve yeteneğinde bulunan efendiler, inançsızdılar . . . korkaktılar. . . cahildiler.
İnançsızdılar; çünkü ulusal davanın önem ve kesinliğine, bu isteklerin daya­nağı olan ulusal örgütün sağlamlığına inanmıyorlardı.
Korkaktılar; çünkü, ulusal örgütün içinde yer almayı tehlikeli görüyorlardı.
Cahildiler; çünkü tek kurtuluş dayanağının ulus olduğunu ve olacağını an­layamıyorlardı. Padişaha dalkavukluk ederek, yabancılara hoş görünerek, ılımlı ve kibar davranarak, büyük amaçların elde edilebileceği aymazlığını gösteri­yorlardı."

"Hem yabancılara hem de kendi içimizdekilere karşı savaş veriyoruz resmen
Binbaşı Necati Bey, Maltepe Endaht Mektebi'nde [Maltepe Atış Okulu] görevli memur olduğu halde, Müdefaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı sıfatını takınmak, Kuva-yı Milliye adıyla başına topladığı Arnavut Küçük Aslan çetesiyle ortalığı soydurmakta olduğu ve Gebze Jandarma Yüzbaşısı Nail Efendi'nin de bununla ortak olduğuna bende kuşku kalmamıştır. Son zamanlarda, hükümete sorun çıkaran Darıca Rum bek­çilerinin öldürülmesi ve istilyanos [Stelianos] adında bir zenginin dağa kaldırılarak para istenmesi gibi eylemlerin, adı geçen çete aracılığıyla yaptırılması ve bütün bu yapılanların, böyle bayağılıklara yanaşmayan Yahya Kaptan'ın üzerine atılmasıyla, kendisi hakkında gerek oraya ve gerek hükümete adı geçen hakkında asılsız ihbar­larda bulunulması, kesinlikle bunların ulusal örgüt perdesi altında halkın, hükümetin başına sorun çıkararak keselerini doldurmaktan başka bir amaç beslemedikleri ve belki de daha başka siyasi amaçların peşinde oldukları anlaşılıyor."